08 Ekim 2007 Pazartesi

15 yıl daha uzun yaşamak için?


Şeker ve E vitamini konusundaki bildiklerimiz doğru değilmiş.

Alman bilim adamları şeker ve E tüketimi konusunda ilginç bir teori geliştirdi. Bugüne kadar şekerin zararları biliniyor ancak kuvvetli bir antioksidan olan E vitamininin kalp sağlığını koruduğu, diyabeti önlediği düşünülüyordu.

Jena Üniversitesi'nde yapılan bir araştırma, her ikisinin de minimum düzeyde tüketilmesi durumunda ömrü uzatabileceğini ortaya koydu.

Araştırmayı yürüten Doktor Michael Ristow, ilk aşamada solucanlar üzerinde yapılan ve ortalama yaşam süresini yüzde 25 uzatan yöntemi şöyle açıkladı:

Vücut, enerji için glikoz (şeker) stoklarından faydalanıyor. Ancak glikoz az olduğunda farklı enerji kaynaklarına başvurmak zorunda kalıyor. Bu işlem sırasında hücrelere zarar veren ve kalp hastalığından kansere kadar birçok hastalığa neden olan serbest radikaller ortaya çıkıyor.

Bu süreç sırasında E vitamini gibi serbest radikalleri engelleyen bir antioksidan kullanıldığında ise vücut bu otomatik savunma sistemini kuramıyor ve bünye güçsüz kalıyor. Ancak bu konudaki araştırmaların devam ettiği de hatırlatılıyor.

Hamileler hangi balığı yemeli...


Hamileyken haftada bir yenilen balık bebeğin sağlığına olumlu etki yapıyor...
Anne ve çocuk sağlığı konusunda Amerika’nın en yetkili kurumu Center for Disease Control uzmanları özellikle Omega-3 asidi yönünden zengin olduğu bilinen uskumru, sardalye, ton ve somon balığı yemenin anne ve bebeğin sağlığına olumlu etki yapacağını belirtti. Uzmanların haftalık tavsiye ettiği miktar ise haftada 1 porsiyon (300 gr.)

Elma cildi gençleştiriyor

Elmada yok yok. İnsan vücudundaki hastalıklara iyi geliyor ve dahası...
Bolu İl Sağlık Müdürlüğü diyetisyeni Naciye İla, her gün kabuğu ile yenilecek bir elmanın, insan vücudundaki bir çok hastalığa iyi gelmesinin yanısıra, cilt yaşlanmasını da geciktirdiğini söyledi.

Elmanın, her türlü hastalıklıkta en fazla fayda sağlayan bir meyve olduğunu belirten İla, “İçerdiği organik asitler, soda ve fosfor ile beyin, karaciğer ve mideye son derece olumlu etkileri olan elma, antioksidan içermesi nedeniyle kalp sağlığı açısından da yararlı olmasının yanısıra, cilt yaşlanmasını da geciktirmektedir'' dedi.

İçeriğinde, yüzde 85 su, yüzde 12 şeker, organik asitler, soda, fosfor, vitamin A, B1, B2, B5, C, E ve PP bulunan elmanın kas ve sinir sistemi için gerekli bir meyve olduğunu ifade eden İla, bedeni ve zihni yorgunluklarda yatıştırıcı etkiye sahip olan elmanın yatmadan önce yenildiği taktirde rahat bir uyku sağlanabileceğini söyledi.

Böbrekleri çalıştıran elmanın idrar söktürücü özeliği ile vücuttaki ürik asidin dışarı atımını hızlandırdığını da belirten İla, “Taze elma suyu ile silinen kırışık ve pörsük deri, canlılık ve tazelik kazınır. Pişmiş elmanın kabızlığa etkili olduğu bilinen bir gerçektir. Elma kürüyle de gut, böbrek, mesane hastalıklarıyla hemoroite karşı son derece iyi sonuçlar alınmıştır. Taze rendelenmiş bir adet elmanın yemekten önce tüketilmesi, sindirim yetersizliğine son derece iyi gelmektedir. Sindirim sistemini uyaran ve mide mukozasını güçlendiren elma suyu, aynı zamanda ateş düşürücü olarak kullanılmaktadır'' diye konuştu.

Günlük 3 adet elma tüketiminin 2 ayda yüzde 10 oranında kolesterol düşmesine yardımcı olduğunu kaydeden İla, “Günde 3 adet elma tüketiminin kötü kolesterol oranını düşürürken, iyi kolesterol oranını da 4 kat arttırdığı saptanmış bulunuyor. Lif olarak zengin olan elma, vücutta kolesterol ve yağın birikmesine engel olur. Sigara içenlerde nefes alma kapasitesinde artış sağlayan elma, içerdiği posa miktarı, yağ yakıcı olması ve düşük enerji içermesinden dolayı zayıflama diyetlerinde tercih edilen ve önerilen bir meyvedir'' dedi.
Bu

Karşılıksız aşk kanser yapıyor.


Türk filmleri haklıymış. Uzmanlar da kabul etti sonunda...

Uzmanlar, 'kara sevda' olarak tanımlanan karşılıksız aşk acısı çekenleri uyarıyor. Antalya Devlet Hastanesi doktorlarından Psikiyatrist Dr. Erhan Özcan, Türk filmlerinde 'ince hastalık' olarak tanımlanan verem hastalığının en önemli nedenlerinden birinin depresyon olduğunu belirtti.

KADINLARDA İKİ KAT FAZLA

Depresyonun kadınlarda görülme sıklığının erkeklere oranla iki kat fazla olduğuna dikkat çeken Özcan, "Kadınlarda görülme sıklığı yüzde 20-25 olan depresyon erkeklerde yüzde 10-12 oranında görülüyor" dedi.

Depresyonun kronik bedensel hastalıklardan daha yıkıcı olduğunu ifade eden Özcan, şöyle konuştu: "Depresyon kalp, damar, hipertansiyon, şeker, astım gibi hastalıkların oluşmasına zemin hazırladığı gibi bu hastalıkları artırabilir de. Kronik romatizma hastalıklarının kökeninde depresyonun ciddi etkisi olduğu bugün Dünya Sağlık Örgütü tarafından ortaya konmuş bir gerçektir. Çünkü depresyon hücresel bağışıklık sistemini bozar. Örneğin, bir cilt hastalığı olan sedef ile kas romatizmasının kökeni depresyondur."

TEDAVİSİ MÜMKÜN

Özcan, şöyle konuştu: "Dünya Sağlık Örgütü, tüm dünyada en sık rastlanan ruhsal hastalık olan depresyonun tanısı ile ilgili hekimleri uyarıyor. Psikiyatristin bulunmadığı sağlık ocakları gibi ilk basamak sağlık kuruluşlarına başvuran hastalara doğru tanı konması için diğer branşlardaki hekimlerin gerekli hassasiyeti göstermesini istiyor." Depresyonun tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu anlatan Özcan, ilaç ve psikoterapiden oluşan kombine tedavi sonunda hastaların eski yaşamlarına dönebildiğini söyledi.

06 Eylül 2007 Perşembe

Kalp aritmisine karşı yeni ilaç

Kalp aritmisine karşı yeni geliştirilen bir ilacın klinik deneylerinde organizma üzerinde toksik etkisinin bulunmadığı anlaşıldı.

Fransız Sanofi-Aventis firmasınca geliştirilen ve klinik deney sonuçları New England Journal of Medicine (NEJM) dergisinde yayımlanan ilaç, kalp kasılmalarında düzenliliği korumak için plasebodan açıkça çok daha etkili bulundu.

İlacın klinik deneylerinin ilki Avrupa’da, ikincisi ABD, Kanada, Avustralya ve Arjantin’de 1200 denek üzerinde bir yıl süreyle yapıldı.

Avrupa’daki klinik deneyler sırasında, ilacın, tedavi uygulanan denekleri 96 gün süreyle aritmiden koruduğu gözlenirken, ilaç yerine sadece plasebo verilen deneklerde sadece 41 gün kalp aritmisi görülmedi.

İkinci grup klinik deneylerdeyse bunun karşılıklı olarak 158 gün ve 59 gün olduğu tespit edildi.

Araştırmayı yürüten hekimler, ilacın akciğer, tiroit ve karaciğer üzerinde önemli toksik etkisinin görülmediğini belirttiler.

Küçük önlemler bebeklerin hayatını kurtarıyor

Bebeği yüz üstü yatırmak, ani bebek ölümü sendromu riskini 9 kat artırıyor. Bebeğin sigara dumanına maruz kalması da ani bebek ölümü sendromu riskini 3-4 kat artıran bir başka neden. Bebekler için ideal oda sıcaklığı ise 22-24 derece...

Ani Bebek Ölümü Sendromu (ABÖS) ile bebek ölümlerine neden olan diğer riskler konusunda bilgi veren Hacettepe Üniversitesi Çocuk Sağlığı Enstitüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Elif Özmert, 1 yaşından küçük bebeklerin, hiç bir hastalığı olmaksızın, yatağında ani olarak ölmesi durumuna Ani Bebek Ölümü Sendromu (ABÖS)denildiğini belirterek, bu ölümlerin sebeplerinin çok iyi bilinmediğini söyledi.

Prof. Dr. Elif Özmert, ABÖS hakkında çalışmaların, bazı uygulamaların ani bebek ölümü riskini artırdığını ortaya koyduğunu dile getirdi.

Yeni doğan döneminde meydana gelen ölümlerde bebeğin yatağı ve yatma şeklinin belirleyici olduğunu belirten Özmert, şunları söyledi:
“Bebeği yüz üstü yatırmak, ani bebek ölümü sendromu riskini 9 kat artırıyor. Küçük bebekler, yüz üstü pozisyondayken uyku sırasında solunum merkezleri ve dolaşım merkezlerini yeterince denetleyemeyebiliyorlar. Yapılan çalışmalarda, aniden ölen bebeklerin, diğer bebeklerle karşılaştırıldığında 9 kat daha fazla yüzüstü yatırıldıkları görülmüş. Anne ve babalara, bebeklerini besleyip gazını çıkarttıktan sonra, sırt üstü yatırmalarını öneriyoruz. Yan yatırmada bile bir miktar risk var.”

BEBEK YATAKLARININ ÖNEMİ
Bebeklerin yatakta boğulmalarına yol açan nedenlerden birinin de yatağın yumuşak olması olduğunu ifade eden Özmert, yan bile yatırılsa yatak yumuşaksa, bebeğin ağzı veya yüzünün yatağın içine gömülebileceğini, bebeğin havasız kalıp ölme ihtimalinin artabileceğini anlattı. “Bebek yatakları kesinlikle sert olmalı” diyen Özmert, oyun parkı gibi, başka amaçlar için üretilen eşyaların yatak olarak kullanılmasını kesinlikle önermediklerini vurguladı.

Yatağın içine konulan her türlü süs eşyası, yastık ve oyuncaklar ile yatağa asılan nazar boncuklarının da kazalara ve boğulmalara sebep olabildiğini belirten Özmert, şöyle devam etti:
“Bir yayında şöyle bir örnek vardı: Annenin saçı bebeğin parmağına dolanmış, bebeğin elinde de eldiven var. Bebek sürekli ağlıyor. Aile nedenini bulamıyor. Doktora götürüyorlar. Doktor bir bakıyor, saç teli bebeğin parmağına dolanmış ve parmak kangrene dönüşmüş. Yani bir saç teli bile bebeğin parmağının kopmasına neden olabilir. Bu nedenle aileler çok dikkatli olmalı. Yatağın içinde bebeğin ve üzerine örtülecek örtünün dışında bir şey konulmamasını tavsiye ediyoruz. Yatağın içine süs amaçlı, gereksiz hiç bir şey konulmamalı.

Ayrıca beşiğin kenarlarının genişliği, bebeğin başının çıkamayacağı kadar dar olmalı ve yatakla beşik arasında boşluk bulunmamalı. Bebek elini, ayağını, başını o boşluğa sokup kendini yaralayabilir.”

“SİGARASIZ EV, SİGARASIZ ARABA”
Bebeğin sigara dumanına maruz kalmasının da Ani Bebek Ölümü Sendromu riskini 3-4 kat artırtığını belirten Özmert, çocuğun yanında sigara içilmesinin yanı sıra çocuğun yaşadığı evde sigara içiliyor olmasının da o bebeğin sigaraya maruz kaldığını gösterdiğini söyledi. Özmert, sigaranın bebeklere verdiği zararları şöyle anlattı:
“Sigarayı sokakta bile içseniz, akciğerlerinizde depolanmış hava ile solunumu verdiğiniz zaman, sigaranın içindeki zararlı maddeleri bebeğin bulunduğu ortama bırakmış oluyorsunuz. Hatta üzerinize sinen dumandan bile, sigaradaki zararlı maddeler bebeği etkileyebiliyor. Aileler kendi sağlıklarının yanı sıra çocuklarının sağlığı için mutlaka sigarayı bırakmalılar. ‘Ben sigarayı mutfakta ya da tuvalette içiyorum’ bahanesi kesinlikle geçerli değil.”

Özmert, aileleri, bebekleri yanlarında iken arabada hatta açık hava da bile sigara içmemeleri konusunda uyararak, “Şu sloganı benimsemekte fayda var:Sigarasız ev, sigarasız araba” diye konuştu.

“BEBEĞİ NORMAL GİYDİRİN”
Yeni doğan bebeklerin ilk bir kaç ayda terleyemediklerini ve titreyemediklerini, yani vücut ısılarını ayarlayamadıklarını anlatan Özmert, şunları söyledi:
“Dolayısıyla bebekler çevre ısısı neyse bunu vücutlarına yansıtırlar. Bu yansıtmadan kaynaklanan zararları en aza indirebilmek için bebeğin odasının sıcaklığının 22-24 derece civarında tutulması gerekir. Ayrıca bebeklere normal kıyafetler giydirilmeli. Eğer yeni doğan bebekler soğuktaysa, mutlaka şapka giydirilmelidir. Bebekleri fazla giydirmek, fazla ısıya maruz bırakmak, Ani Bebek Ölümü Sendromu riskini artırıyor.”

22 Temmuz 2007 Pazar

Şok diyet çılgınlığına


Saflaşma, kafein, İsveç, ot, yıldız, yoyo, savunma, soğan çorbası ve diğerleri... Havaların ısınmasıyla yine gündeme gelen bu şok diyetlerin hepsi, fazla kilolardan kısa sürede kurtulmayı sağlıyor. Ancak şok diyetlerle hızla verilen kilolar aynı hızla hatta fazlasıyla geri alınıyor ve ciddi sağlık sorunlarına neden oluyor. Diyetisyen Seçil Kenar, “Günlük 1000 kalorinin altında olan diyetler metabolizmayı harap ediyor” diyerek kısa sürede sonuç alınan şok diyetlerin ölümcül sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekiyor.
’ŞOK DİYET ÇILGINLIĞI’
Havaların ısınmasıyla başlayan diyet çılgınlığında en popüler olanlar, kısa sürede çok kilo verdiren şok diyetler. Bunların başında ise sadece çiğ sebze, meyve yemeğe ve laksatif kullanmaya yönelik saflaşma; gün içinde üç adet meyve yiyerek sınırsız kahve, çay ve kola tüketmeyi öneren kafein; sadece su içmeye dayalı detoks, günde sadece 1 kilogram meyve yemeğe yönelik Holywood yıldızı; iki gün 400 kalori; sonraki iki gün 2000 kalori alınan yoyo gibi diyetler geliyor.
‘ŞOK DİYETLER METABOLİZMAYI YAVAŞLATIYOR’
Günlük 1000 kalorinin altında olan ve metabolizmayı hırpalayan şok diyetlerin, sağlık açısından son derece ciddi sakıncalar doğurabileceğini söyleyen Diyetisyen Seçil Kenar, ‘Zayıflayayım derken sağlığınızdan, hatta hayatınızdan olmayın’ uyarısınd bulunuyor: “Kişi, günlük alması gereken vitamin, mineral, yağ, protein ve karbonhidrat gibi temel besin öğelerini alamıyor ve metabolizmasını yavaşlatıyor. Örneğin, diyete başlamadan önce günde harcadığı enerji 1800 kalori iken, diyet yaptıktan sonra bu hız 1400 veya 1300’lere düşüyor. Metabolizma yavaşladığı için diyeti bıraktıktan sonra az yese de kilo alıyor ve durum, ‘Ne yesem yarıyor’a dönüyor.”

‘DİYET ÖLÜMLE SONLANABİLİR’
Kenar’a göre, böbrek yetmezliği, kalp hastalıkları ve ileri düzeyde anemi, şok diyetlerin neden olduğu ciddi ve kalıcı hastalıklardan sadece birkaçı. “Safra kesesi bozuklukları, kolesterol, kalp ritminde bozulma, sinir ve sindirim sistemi hastalıkları gelişiyor. Vücutta yaralar oluşuyor, özellikle de ağız ve dilde yaralar çok görülüyor. Hormonal dengesizliklere bağlı adet düzensizlikleri ve adetten kesilme, saç ve tırnaklarda kırılma ve dökülme, B vitamini eksikliğine bağlı kronik yorgunluk şok diyetlerden arta kalan bazı sorunlar. Ama en önemlisi bütün bunların sonunda ölüm riski artıyor ve insanlar bu nedenle hayatlarını kaybediyor.”

‘DEPRESYONA YATKINLIĞI ARTIRIYOR’
Verilen kiloların kolayca alınmasının ve kişinin sürekli diyet yapmasının bir diğer sakıncası da depresyon yatkınlığının artırması: “Son zamanlarda üzerinde çok durulan konulardan biri de sürekli diyetlerin psikolojik etkileri. İnsanlar devamlı diyet yapmaya ve aç kalmaya çalıştıkları için mutsuz oluyorlar ve depresyon yatkınlığı oluşuyor.”

‘KİLO KAŞIKLA VERİLİP KEPÇEYLE ALINIYOR’
“Şok diyetler, kiloyu kaşıkla verdirip kepçeyle aldırıyor, bu diyetlere yönelenler bir haftada beş kilo veriyor ama 10 kilo alıyorlar” diyen Kenar’a göre insanların tartıda ne gördüğü değil, o kiloyu nereden verdiği önemli: “Kilonun, kastan mı yağdan mı gittiğini bilmek lazım. Bunun için mutlaka bir doktor kontrolünde ölçüm yapılarak kilo verilmeli. Metabolizmanın çalışma hızını bozmamak için diyeti bir kez ama tam yapmayı öneriyoruz. Üçüncü önemli nokta da şu ki kilo verme mutlaka egzersiz eşliğinde olmalı.”

‘KİLOYU KORUMAK ÖNEMLİ’
Her insanın metabolizması farklı çalıştığı için alınması gereken günlük kalori, yağ, karbonhidrat ve protein miktarının farklılık gösterdiğini, bu yüzden de diyetin kişiye özel olduğunu vurgulayan Seçil Kenar, “Diyetten zevk alarak yapmanın yollarını bilmek ve uygulamak lazım. Buradaki ince nokta kişinin sevdiği besinlerle sağlıklı ve kalıcı kilo vermesini sağlamak ve verilen kiloyu koruyabilmektir” diyerek, haftada yarım ila 1 kilo arasında vermenin sağlıklı ve kontrollü olduğunun altını çiziyor.